Ben bir yazılımcıyım.

Yaklaşık 10 yıldır profesyonel olarak yazılım geliştiriyorum, sistem kuruyorum. Kitap yazdım. Şirket Kurdum. Bir kaç şirkette hem yazılım geliştiriciliği hem de BT Yöneticiliği yaptım.

Hatta kurduğum şirket’in ismi de DOKUZ SİSTEM.

Dokuz sayısını benim için uğurlu olduğu için seçmiştim. Sistem kelimesi de tam olarak benim yaptığım işi ifade ettiği için.

Teknik olarak veri hamalı diyebilirim yaptığım işe, Data taşıyorum. Bir noktadan başka bir noktaya data taşıma işi gibi düşünebilirsiniz.

Hatta sırf bunun için Adü teknokent’teki kuluçka oluşumumuzdaki projeyi de bu temel’e bağladım. Projenin kapsamı da amacı da entegrasyon.

Neyse konu aslında bu değil;

İzmir’den memleketim olan Aydın’a döndükten sonraki ilk işyerim olan Aydın Büyükşehir Belediyesine bağlı iştirakler’e ERP Sistemi entegre ettim, kurdum, uyarladım ve yönettim.

İnsanları bir sisteme bağladım, Şirket içindeki karar vericiler bile sistem’e göre karar veriyorlardı. Çalışanlar’ı sisteme zorladım. Sistem dışına çıkmamaları gerektiği ile ilgili bir sürü prosedürler yazdım ve şirket içi kurallar haline getirdim, uyguladım, uygulattım ve uygulatmaya devam ediyorum.

Aslında bütün bunlar gerçekten gerekliydi, Çünkü sistem’in olması gerekiyordu. Sistemsiz bir şirket düşünülemez.

Bu işletmeler; yeme içme , otel, otopark, park bahçe, şarküteri vs işletmeleriydi. Aslında halka hizmet için yapılan bir sosyal belediyecilik kavramına bağlı son derece mantıklı ve olması gereken hizmetlerdi.( Tüm bu hizmetler hala devam etmekte bu arada). Temelde amaç halka hizmet olduğu için tüm yollar sonuç olarak doğruya çıkıyordu zaten.

Yapılan işi doğru yada yanlış diye yorumlamak teknik olarak benim işim değil aslında ama neticede ben de bu şehrin bir ferdiyim ve ben de bir vatandaşım.

Her anlamda kurumumuzun yaptığı işler ile ilgili vicdanım hep rahat olmuştur. Neyse buraları geçelim.

Sonuç olarak eğer bir iş(business)’e bir sistem kuruyorsanız, o iş’i iyi öğrenmeniz, iyi bilmeniz gerekiyor, tüm püf noktalarına kadar.

Yani yeme içme sektörüne erp kuruyorsanız, mutfağa girip ustayla birlikte o havayı solumanız gerekiyor. Bir süre sonra işi öğreniyor ve orada burada ahkam kesmeye başlıyorsunuz, Örn: Arkadaşınıza o adana kebapta 100 gr dana kıyma 50 gr kuzu kuyruk yağı var gibi. (Sayıları atıyorum bu arada).
Yada eşiniz kremalı mantarlı tavuklu makarna yaparken, hemen işine karışıyorsunuz, kremayla önce tavuğu koy, daha az krema harcarsın hem daha lezzetli olur hem de ham madde zayi olmaz gibi.

Neyse tüm püf noktalarını öğrenmeniz, o sistem’i kurarken daha esnek, daha verimli, daha çözümcü bir yaklaşımla doğru orantılıdır. Yani mutfak’ta kayıp kaçak olmasın diye aşçıyı sistemsel zorbalığa bırakırsanız o aşçıya istemeden de olsa mobbing yapmış olursunuz. Aşçıyı dinlemez, aşçının yaptığı yemeğe koyduğu malzemedeki fire oranlarını sert kurallar ile sisteme bağlar ve en ufak bir hata’da aşçıyı cezalandırırsanız, o yemeğin tadı kaçacaktır.

İşin aslı, daha verimli demek daha karlı demek olmayabilir.

Etik olarak yorumlamak gerekirse; daha verimli demek büyüktür(>) daha karlı demektir.

Bu arada bilmeniz gereken ufak bir hikayem daha var onu da okuduktan sonra asıl meseleye geleceğim.

Aileme ait bir kafe (bar) restoranımız var. 2012 yılında kuruldu. Ben bu işletmenin kurulduğu sıralar İzmir’de yazılımcıydım.

Çeşitli ailevi sebeplerden ötürü işletmeyle ilgili kararları almak zorunda kaldım. Ya bu benim işim değil banane deyip işin kapanmasına göz yumacaktım yada bu konuyla ilgili kafa yorup, sorumluluk alıp o işin ayakta kalmasıyla ilgili emek harcayacaktım.

İşletme aile bireylerimin çabasıyla 2015 yılına kadar bir şekilde iyi gidiyordu. Dükkanın konumundan ötürü avantajlarımız olsun, işletmenin çizgisini hiç bozmamasından kaynaklı bir çok mevcut müşterimiz vardı. Hiç iş yapmasak bile mevcut müşteriler sayesinde dükkan ayakta kalabilir durumdaydı. Ailemin ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılıyor hatta birikim bile yaptırıyordu.

Aradan yıllar geçti, yıl 2015 olduğunda ben radikal bir karar alıp İzmir’den ayrılıp ailemin yaşadığı şehre dönüp, hem dükkan ile ilgilenip hem de kendi işimi nasıl kurarım’ın planlarını yapmaya başlamıştım.

Doğup büyüdüğüm şehir’den o kadar uzaklaşmıştım ki arkadaşlarım vs kalmamıştı. Sonuç olarak yukarıda bahsettiğim Büyükşehir belediyelerine bağlı olan iştiraklerden birinde Bilgi İşlem müdürü olarak göreve başladım.

Artık hem kendi şehrimdeydim, hem dükkanımıza yakındım, hem de kendi işimi yapabilecektim.

Ticarette türlü türlü iniş çıkışlar olur, Bizim küçük işletmemiz de çeşitli iniş çıkışlardan geçmedi değil. Ama sağ sağlim çıktık çok şükür.

Ta ki PANDEMİ’ye kadar.

Şimdi ASIL MESELEYE GELDİK.

Şimdi size anlatacaklarım sistemsel zorbalığa tam bir örnektir.

Küçük işletmemizde kendi çapımızda hamburger, pizza, tost, sıcak tabağı vs gibi ürünlerimiz var. Hatta bu belediye’de reçete vs işlerini öğrendiğim için gramajlama nasıl yapılıyor, nasıl ürün yaparsan ürünler bozulmadan verimli bir şekilde satılır, değerlendirilir. nasıl kar edilir. Yeme içme sektöründe para nasıl kazanılır konularıyla ilgili SQL Raporları bile hazırladığım için küçük işletme’de mutfak olayını biraz büyütmeye, mutfak ile ilgili biraz yatırımlar yapmaya karar vermiştim.

Hatta acaba mutfağımız olsaydı paket servis ile ürün satıp çalışanları iş yok kardeşim ne haliniz varsa görün demek zorunda kalmayız diye bir düşüncelerim de oldu.

Sonra bunu hayata geçirmeye karar verdim.

Piyasa araştırması yaptım ve bu paket servis olayının yemek sepetinde döndüğünü öğrendim. Yemek sepeti bu işin kralı olmuş. Öğrenciyken ilk kullanıcılarından olduğum yemek sepeti piyasayı ele geçirmiş meğersem.

Eğer yemek sepetinde yoksan, paket servis işi yapamazsın. Öyle eskisi gibi telefonla arayıp bana 1 tane karışık pizza, içinde mantar olmasın gibi durumlar artık olmuyormuş. Şaşırdım ve sevindim aslında. İnsanlar artık asıl işim olan yazılım sektörünün ne kadar önemli olduğunu anlamış olmalılar diye düşündüm.

Sonra işin içine girince aslında öyle olmadığını, patronun aslında sen olmadığı gerçeği yüzüme tokat gibi çarpmıştı.

Karşıma çıkan sistemsel zorbalıklar’ı kısaca sıralamak istiyorum.

Yemek sepetine gireceksen başvuracaksın ve en az 1 ay bekleyeceksin.

Öyle kafana göre yemek sepetinde pizza 30 lira telefonla arayanlara yada kendi internet sitende 25 liraya pizza satamazsın. Neyse o; Ona göre.

%10'dan fazla komisyonu ödeyeceksin. Ama başka platform’da daha ucuza satamayacaksın. Yoksa sözleşmeni tek taraflı fes ederim. Seni yemek sepetinden atarım ve bir daha asla giremezsin.

Sisteme üye olurken menü’nü paylaş. Senin ürünlerini eklerim. Sonrasında da ayda 3 defa menüyle ilgili güncelleme yapmanı sağlarım, Sürekli seninle uğraşamam.

Bana hiçbir şekilde ulaşamazsın, sadece sana kurduğum sistem üzerinden, sana verdiğim yetki çerçevesinde bana ulaşabilirsin. Beni arayamazsın. Arasan bile santralim sana bana mail atman gerektiğini söyler.

Bana ilettiğin taleplerini 5 iş günü içinde yaparım. 5 günü geçerse’de çok yoğunum anlayışla karşılamalısın. Konunun ne kadar önemli veya küçük olduğunun hiç bir önemi yok.

Sana yemek siparişi verenler istedikleri zaman yemeğim ne durumda diye sorup sana çağrı gönderebilirler. Sen sana verilen siparişi en hızlı, en lezzetli, en güzel şekilde servis etmelisin, ama yemek siparişi veren kullanıcıların gönüllerinden geldiği gibi sana 1–1–1 verebilir. Bu senin aritmetik ortalamanı düşürür ve ben bunu sorgulamam.

20 liralık yemek siparişi geç geldi diye seni arayıp x kişisinin yemeği ne durumda acaba diye sorabilirim. Ama sen beni arayamazsın. Arasan bile seninle görüşmem, senin gibi kaç bin restoran var biliyor musun ? Ohoo arayan herkesle görüşmemek için böyle mükemmel bir sistem kurmuşum. Sen talep aç ben 5 iş günü içinde hallederim.

Bir kullanıcı senden yemek sipariş edip etmemekte özgür, ama sen o memnun edemediğin kullanıcıya ikramlar’da bulunsan bile memnun edemediğin kullanıcıyı bilmediğin için seçip seçmemekte özgür değilsin. Özellikle senin puanını sabote etmeye çalışan kullanıcıyı sana söylemem.

Çünkü müşteri her zaman haklıdır.

Ama bu puanın ortalamamızı etkilediğini biliyoruz.

Neyse sonuç olarak;

Bir sistem yapıyorsunuz; ve bu sistem birilerine iş, aş, ekmek kapısı oluyor ne güzel.

Bir diğer tarafta da kullanıcılar tek tıkla yemek siparişi verebiliyorlar ne güzel.

Herşey güzel, ama işin içinde ruh yok.

Şimdi diyeceksiniz ki ne alaka, buraya kadar güzel getirdin ama ruh ne alaka.

Ruh; bizi canlı tutan şeydir.

Sistemler verimi arttırmak için vardır. İnsanları üzmek, insanları yormak, insanları köleleştirmek için değildir.

Sistemler hataları önlemek için vardır. İnsanları robotlaştırmak için değil.

Hataların kök nedenine inmek içindir.

Asıl sorunu çözmek için.

5 neden analizi yapmak için vardır.

Bu muhteşem sistemin amacı Ben yeterince kar ediyorum, kullanıcılarım mutlu canları istediği gibi tüm emeğiyle çalışan restoranları istedikleri gibi yerden yere anonim bir şekilde yerden yere vurabiliyorlar, restoranlar’da biz olmasak sipariş alıp para kazanamayacaklar zaten daha ne istiyorlar gibi bir şey olmasa gerek.

Gerçek performans değerlendirme ölçütlerini eğer doğru kurgulamadıysanız sisteme inanç kalmaz. Sisteme inanç olmazsa insanlar sistemin dışına çıkmanın yollarını arar. Siz ne kadar katı kurallarla sistem kodlarsanız kodlayın, insanlar o sistemi benimsemeyecektir.

Yemek sepeti buna bir örnekti. Şuan internet dünyasında bir çok tedarikçi, üretici, bayi, distribütör, restoran vs işletme bu tarz sistemsel zorbalığa maruz kalıyor.

Banka’ya sanal pos için aylık 750 lira ödemek istemeyen küçük işletme, büyük işletmelere komisyon ödeyerek satış yapmak zorunda bırakılıyor. Adamın dükkanının kirası zaten 750 lira, bir de bankaya 750 lira sanal pos aidatı yatırır mı hiç. iyzico %50 komisyon dese yine kabul edecek garibim ne yapsın.

Komisyon oranları, yada yukarıda bahsettiğim fiyat politikası ile ilgili kurallar rekabet kurulu tarafından kontrol ediliyor mu bilmem ama bence bu konuda bir şeyler yapılmalı.

Devlet bu konuda nasıl yaptırımlarda bulunuyor bilmiyorum ama, e-devlet üzerinden bir çok işlem yapabiliyorken, neden yemek siparişi veremeyelim.

Neden e-devlet üzerinden alış veriş yapamayalım ?

Bu komisyonu birileri alacaksa ve bu konu artık tekelleştiyse, yada sadece yatırım gücü olan büyük şirketler bu konuda söz sahibiyse, bu konuda devlet kobi’ye çok güzel açılımlarda çok kolay bir şekilde bulunabilir.

Her şeyi devletten beklememek gerekiyor, yazılımcısın madem sen yap ta komisyonsuz biz satış yapalım dediğinizi duyar gibiyim.

Yapacağım zaten.

Sistemi değiştirmek için başka bir sistem kurmak yetmez.

Var bu konuyla ilgili kafamda bir şeyler.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store