Şu sıralar covid-19 ile ilgili bir çok kurumun evden çalışmaya geçtiğini görmekteyiz. Özellikle evden çalışmaya uygun olan her iş kolu benim de içinde bulunduğum yazılım sektöründeki bir çok firma, şöyle evden çalışıyoruz, böyle evden çalışıyoruz, evden çalışma yöntemleri şöyle olur böyle olur diye bildirimler yapmakta.

İlk başlarda buna bir miktar şaşırmıştım. Evden çalışıyoruz diye reklam mı yapıyorlar acaba diye. Aslında bence bunun adı kendilerini ikna etme ve aslında evden de çalışılıyormuş’a ikna olma çabası.

Ben yaklaşık 5 yıldır kendi işimi geliştirmek, 2019 yılında kurmuş olduğum şirket için evden çalışıyordum. Şirketi kurdum ve hala daha evden çalışmaya devam ediyorum. COVID-19 beni bu bağlamda çok etkilemedi yani. Aslında özellikle bizim sektörümüzde tam zamanlı çalışmaya yıllardır karşıyım. Özellikle bu sektörü seçtiğim lise dönemlerime gidersek, evden okuma taraftarıydım. Bir virüs bize neyi öğretti gelin buna bir bakalım.

1 ) Öncelikle iş yapısının aslında şimdiye kadarki klasikleşmiş modellerinin çok önemli olmadığını.

2) Bir personelin sabah erkenden uyanıp sıkış tepiş otobüs, metro, metrobüs, dolmuş rezilliği çekmeden evinden de işlerin yürütülebildiğini.

3) Benzin, yol, uçak, otel gibi ulaşım masraflarının gereksizliğini.

4) Uzun uzadıya yapılan 10 kişilik toplantıların aslında ne kadar verimsiz olduğunu.

5) Bir toplantı için şehir değiştirmeye, hangi otelde kalmalıyız düşüncesinin aslında ne kadar gereksiz olduğunu.

6) Sırf müşteriyi memnun etmek için kalkıp jilet gibi giyinip sadece şov yapmak için toplantılar veya seyahatler düzenlenmese de işlerin bir şekilde hallolabileceğini.

7) Telefonla yada konferans görüşmeleriyle de zamandan tasarruf ederek doğru iletişim kurarak işlerin yürüyebileceğini.

8) Çalışan personelinin evde rahat rahat oturduğu yerden işini yapabileceğini.

9) Aslında çalışanlarının işe ne kadar erken geldiğinin çok bir öneminin olmadığını.

10) Çalışanının kaç dk sigaraya çıktığının yada ne kadar mola aldığının bir öneminin olmadığını.

11) Çalışıyormuş gibi gözüken gizli işsizlerin bu dönemde daha rahat tespit edilebileceğini.

13) Uygun siber güvenlik önlemleri alınırsa, ev ortamından yapılan çalışmaların daha az masraflı olacağını.

14) Bu öğlen ne yiyelim? nereye gidelim ? yada bugün öğlen ne yemek var acaba gibi düşünceler olmadan yaşanabileceğini.

15) Mesai kavramının aslında ne kadar klişe bir kavram olduğunu.

16) Yapılan işin niteliğine ve verimine dikkat edilmesi gerektiğini.

17) Yapılan işin aslında nerede yapıldığının bir öneminin olmadığını.

18) Angarya işlerin azaldığını

Aslında örnekleri çoğaltabiliriz.

Ben yıllarca kurumsal firmalarda maaşlı personel olarak çalıştım. Ve hep bu yukarıda saydığım kavramların bir gün benimseneceğini hatta kendi şirketimi kurduğumda çalıştırdığım iş arkadaşlarıma da benzer koşullar sağlayacağımı düşünerek hayaller kurmuştum. Ben birlikte çalıştığım iş arkadaşlarıma bir iş teslim ettiğimde o işin ne kadar zamanda ne şekilde yapılacağını biliyor olacağım için işi hangi saatler arasında yaptığıyla pek ilgilenmiyorum. Sadece işin ne durumda olduğuyla ilgileniyorum. İşi ne şekilde yaptığıyla ilgileniyorum. TFS, GIT gibi platformlardan da bunu yeterince takip edebiliyorum zaten. Arayıp sormama bile gerek olmuyor.
Neticede yazılan kod’a baktığımda kaç satır yazdığına değil, o kod’un ne iş yaptığına ve ne kadar verimli yazıldığıyla ilgileniyorum.

Nitekim freelance yazılımcılar beni iyi anlarlar.

Freelance’ler yaptıkları iş kadar para kazanan insanlar, kendisi için günün hangi saatinin verimli olacağını bilirler ve bütün iş planlarını günlük hayatlarını ona göre organize ederler.

Hatta bundan yıllar sonra bu sektörde herşey freelance’e kayacak diye düşünüyorum. Çünkü maaşlı çalıştırdığınız performansını ölçmek için bir personel daha alıyor ve daha sonra o personeli kontrol etmek için bir personel daha almaya devam edeceksiniz. Aslında en iyi performans ölçümü verimdir. Bir yazılımcı veya bt ci ne kadar çok kod yazıyor, yada sorun çözüyorsa ya o kadar angarya iş vardır, yada yazılan kodlar hatalıdır ve tekrar tekrar hata düzeltiliyordur.(Arge kodlamalarını kastetmiyorum)
Bir zamanlar bir söylem vardır. En iyi BT ci en şişman olanıdır diye.
Çünkü yerinden hiç kalkmadan bütün sorunları halledebiliyordur.

Bir yazılımcı sabahtan akşama kadar kod yazıyorsa ya birşeyler otomatiğe bağlanmıştır. COPY + PASTE gibi. Yada hata çözüyordur. ( yani daha önce hatalı yazılmış bir kodu baştan yazıyordur)

Bu ülkede uzaktan eğitim sistemi o kadar az benimsenmiş ki, aileler çocuklarının uzaktan az eğitim aldıklarını düşünüyorlar.

Aslında çok önemli bir detayı atlıyorlar.

Bir öğrenci sabahtan akşama kadar okulda da olsa (pedagojik uzman değilim kendimden biliyorum) bütün dersleri dinlese de tam konsantre olamayacağından en fazla tüm derslerin yarısını bile tam anlamayacaktır.
(Eğer çok ilgisini çeken bir ders değilse)

Konuyu dağıtmayayım. Bir yazılımcı, (Verimli çalışan bir yazılımcı) günlük 7.5 saatlik mesaisinin en fazla 3 saati kod yazar,bilemedin 4 saat iş geliştirir, algoritma geliştirir, hata çözer vs. Geri kalan zamanlarda goy goy yapar demiyorum. Gerçi öyle durumlar da var ama ( http://www.yazilimcikafasi.net/goygoy-yonelimli-programlama/ ) Bazı günler ben 2 saat tam çalıştığımda bir çok konuyu hallediyor, hatta yeni şeyler öğreniyor, yeni şeyler bile geliştirebiliyorum.
Bence 2 saat çok verimli bir süre.
Yani 8 saatlik bir mesaide 2 saat çok önemli. Gerisi angarya iştir. Kimine göre bu sabahtan olur, kimine göre akşam üstü. Mesela bende işler yarın’a kalmasın diye akşam üstü daha verimli oluyordu. Hatta iş kaldıysa yarın aynı konuya tekrar konsantre olmayayım diye ekstra mesaiye kalıyordum. Yada eve gidip evden devam ediyordum.
Neyse çok uzatmayayım.

Bir zamanlar daha çok şov’a dayalı bir çalışma şekli varken artık daha çok iş’e dayalı bir sistem olduğunu görmek beni heveslendiriyor. Hatta ilerleyen zamanlarda iyi firmalarda çalışmak için büyük şehirlerde yaşamak zorunda olmayacağız, Örneğin, Aydın’lı bir yazılımcı, İstanbul’daki iyi bir firmada uzaktan çalışma yöntemiyle tam zamanlı olarak çalışabilecek, Adam Aydın gibi küçük bir şehirde yaşarken İstanbul’un keşmekeşliğini çekmeden iyi ücretlerle iyi şartlarda oturduğu yerden iş geliştirebilecek. Benim gibi bu şartları oluşturmak için şirket kurup bir sürü sorumluluğun altına girip bir sürü masraf yapmak zorunda kalmayacak. Sadece bilgisi ve zamanıyla ve tabiiki özverisiyle hizmet üretebilecek.

Umarım bu salgın hastalık çok fazla hasar bırakmadan ülkemizden çeker gider de biz de kaldığımız yerden işlerimize, projelerimize, geleceğimize şekil verebiliriz.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store